KENDİNİ İDRAK ETMEK

Hayattaki çoğu şey için zaman ihtiyacınız vardır: Yeni bir beceriyi öğrenmek, bir ev inşa etmek, bir konuda uzmanlaşmak, bir çay demlemek. Ancak, yaşamdaki en gerekli, en asli şey için, gerçekten önemli olan tek şey için zaman yararsızdır: Kendini-idrak- etmek ki bu, yüzeydeki benliğin ötesinde -isminizin, fiziksel formunuzun, geçmişinizin, yaşam öykünüzün ötesinde- kim olduğunuzu bilmek anlamına gelir.

-ECKHART TOLLE

GERİYE KALAN GERÇEK BEN

Yapay “Ben”i ardında bıraktığında, geriye kalan gerçek “Ben”, sahte “Ben”in ışığı kıran, çamurlu suları aracılığıyla değil, doğrudan doğruya görür. Zen ustalarının “yaban defnesinin kokusu”, “avludaki servi ağacı”, çay fincanı, “acıktığımda yiyorum, susadığımda içiyorum, yorulduğumda yatıp uzanıyorum”, “hiçbir şey senden gizlenmiş değil” gibi ifadeleri doğrudan doğruya tecrübe edilir. Bu, donmuş haldeki suyun eriyip buzluktan kurtulmasıdır. Ama doğruca senin gözlerinden bakar yalnız; uzaklarda, gizemli, erişilmez, şimdiki zamanda idrak edilemez bir şey değildir. Şu an orada varolan şeydir o.

-WEI WU WEI

ŞU ANDA VAR OLAN

Kişi geçiciliği idrak ettiğinde, benliğin yokluğu idrak edilir. Benliğin yokluğunun idrak edilmesiyle, “Ben”in kibri, azameti ortadan kalkar, bu nirvanadır, burada ve şimdi.

-BUDDHA

 

BUDİST GELENEĞİ

Yaşamın gelip geçici olgularını bir rüya, bir hayal, bir kabarcık, bir gölge, parlayan bir çiy tanesi ya da şimşeğe benzetmek mümkün, böyle bakmak gerekir onlara.

UZAY GİBİ BOŞ

Zihnin her şeyi yapar. Bir şeyin zor olduğunu düşünürsen, zordur. Bir şeyin kolay olduğunu düşünürsen, kolaydır. Bir şeyin kolay ya da zor olmadığını düşünürsen, o zaman kolay ya da zor değildir. Peki o halde gerçekte nasıldır? Gidip biraz su içtiğinde, sıcak mı soğuk mu olduğunu kendi başına anlayabilirsin. Zoru ya da kolayı yapma. Hiçbir şeyi oldurma: bir şeyi yaparken sadece yap. Zen budur. Hepimiz hayata dair sorular sorarız. Çalışma yapmamızın sebebi de bu. “Buda nedir?” “Zihin nedir?” “Bilinç nedir?” “Yaşam ve ölüm nedir?” Eğer Budalığı anlamak istiyorsan, önce zihnini uzay gibi boş tutmalısın. Bu zaten her Buda’nın zihnidir. Zihnini uzay gibi boş tutman demek, zihninin bir ayna gibi olması demektir: aynanın önüne kırmızı geldiğinde, görünen kırmızıdır; beyaz gelirse, beyaz. Bazen buna yansıtma zihni adı veririz. Yalnızca evreni olduğu haliyle yansıtırsın. Zaten hakikat budur.

-SEUNG SAHN

BAKIŞ AÇISI

Bizi gerçekten korkutan ve umutsuzluğa düşüren şey, dışımızdaki olayların kendileri değil, fakat bizim onlar hakkındaki düşüncelerimizdir. Bizi rahatsız eden, “şeyler” değil, onların anlamını yorumlama biçimimizdir.

-EPİKTETOS

TASASIZ MEVCUDİYET

Kişi mutluluğu arayamaz, çünkü o Hakikat’i kavrama sonucu ortaya çıkar. Güvence ve zevk elde etmeyi amaçlayan bir kişilik mutlu olamaz. Zevk ya da güvence peşinde koşmak, hoşa gitmeyen veya insanı ürküten bir gerçeğin üstünün örtülmesine yol açar. Bu da otomatik olarak mutluluğu engeller. Çünkü Mutluluk, Hakikat’in kıymeti bilindiğinde kalpte beliren aydınlıktır. Mutluluk hali hafiflik, haz duyma, hoşlanma, sevinç ve tatlılık halidir. Kişi bir aydınlığa, bir neşeye, dertsiz tasasız bir mevcudiyete dönüşür. Gerçeklikten haz duyar. Hayatı neşeli ve eğlenceli bir macera olarak görür. Her an başlıbaşına bir mutluluk kaynağıdır, çünkü orada yalnız Hakikat vardır. Kişi anlar ki Mutluluk, Hakikat’in nefesi olan Sevgi’nin aydınlığıdır.

-A.H. ALMAAS

GÜVENCE ARAYIŞI

Doğası geçicilik ve akıcılık olan bir evrende, tam bir güvence içinde olmayı istemenin bir çelişki olduğu, daha en başından aşikâr olmalıdır. Ama bu çelişki, güvence için duyulan arzuyla değişim olgusu arasındaki çatışmadan çok daha derinlerdedir. Şayet ben güvence içinde olmak, bir başka deyişle yaşamın akışından korunmak istiyorsam, yaşamdan ayrı durmak istiyorum demektir. Oysa, kendimi güvencesiz hissetmeme neden olan şey, bu “yaşamdan ayrı oluş” duygusunun ta kendisidir. Güvencede olmak demek, “ben”i ayırmak ve güçlendirmek demektir, ama kendimi yalnız kalmış ve korku içinde hissetmeme neden olan şey, işte bu “yaşamdan ayrı olan” bir ben olma duygusunun ta kendisidir. Güvenceye duyulan arzuyla güvencesizlik duygusu aynı şeydir.

-ALAN W. WATTS

YA

Ya hayata gerçekten âşık olsaydık neler olurdu acaba bize? Ya Thoreau’nun da teşvik ettiği gibi, gerçekliğin gerçekten harika olduğunu düşünseydik nasıl değişirdi hayatlarımız? Ya onun tavsiyesine uyup “sadece gerçekliği düzenli olarak gözlemleseydik”? Hayatlarımız onun işaret ettiği gibi, bir peri masalına benzer miydi gerçekten? Ya hayatın getireceği önemli şeyleri aramaya başlasaydık? Başkalarının zaafından faydalandığı aptallara mı dönüşürdük, yoksa hayatın heyecan verici, neşeli ve harika olduğunu mu görürdük?

-JAMES A. KITCHENS

SIRADAN OLANIN İÇİNDE

Egzotik, ilginç, alışılmadık ve az rastlanır olanı arayış çoğu kez hac yolculukları, dünyaya sırt çevirme, “Doğu’ya Seyahat”, bir başka ülkeye seyahat ya da farklı bir dine yönelme biçimini almıştır. Gerçek mistiklerden, Zen keşişlerinden ve de şimdilerde Hümanist ve Transpersonel Psikoloji ile ilgilenen psikologlardan öğrenilen en büyük ders, kutsal olanın sıradan olanın içinde olduğu, kişinin günlük hayatında, komşularında, arkadaşlarında, ailesinde, kendi arka bahçesinde bulunacağı ve yolculuğa çıkmanın belki de kutsal olanla karşı karşıya gelmekten bir kaçış olabileceğidir. Bu ders ise kolaylıkla göz ardı edilebilmektedir. Mucizeleri başka yerlerde aramak, bana göre her şeyin mucizevî olduğu konusundaki cehaletin kesin bir göstergesidir.

-ABRAHAM H. MASLOW