Müzik endüstrisi, dijital devrimden en güçlü darbeyi aldığında, prodüktörlere çok iş düştü, plak şirketleri batıyor diye düşünüldü. Bugüne kadar Radiohead web’ten albüm yayınladı, USB’ler kasedin yerine geçti belki ama, bunun bir darbe değil, yenilenme olduğu anlaşıldı. Bu değişime Kuzey’den gelen çözüm ise, kocaman bir ses bulutu yaratmak oldu.  

Soundcloud fikri İsveçli iki genç girişimci Alexander Ljung ve Eric Wahlforss’tan çıkma. Kendileri de müzikle ilgilendikleri için, prodüktöründen yapımcısına birçok müzik profesyoneli için kullanışlı bir web sitesinin yokuluğundan müzdariplermiş. Buna bir çözüm bulmak için de Spotify’ın da çıkış merkezi Stockholm’den yola çıkıp, Berlin’e uzanan bir maceraya atılmışlar. Amaçları ise basit; müziğin paylaşımına yönelik yeni bir yöntem tasarlamak. Böylece Soundcloud fikri, kullanıcılarına diyalog şansı veren, müzik ve ses paylaşımını kolaylaştıran bir ses bulutu olarak ortaya çıkar.

Yakın bir arkadaşlarının ofisindeki konferans odasına laptop’larıyla kurulan ikili, zamanla Berlin’de bu fikri büyüteceklerinin farkına varırlar ve iki hafta içerisinde Soundcloud’un beta versiyonunu yayına verip, çalışmalarını hızlandırırlar. İkisi için de tutkulu bir projedir. Şimdilerde Soundcloud’ın, 30’a yakın çalışanı, 1.2 milyon kullanıcısı ve tüm müzik platformların kafa tutan bir altyapısı var. Ama bu yolda ilerlerken en büyük dertleri, kullanıcılarını teknik problemlerden uzak tutmak için yazdıkları altyapı güçlendirmeleri.

Soundcloud ofisi leziz bir Berlin mahallesi olan Rosenthaler Platz’da yer alıyor. Ofis binasının avlusunda tatlı bir cafe var ve neredeyse tüm ofis çalışanlarının bisikletleri avluda sıralanmış durumda. Berlin’in hipster’ları bir bir bisikletleri kilitleyip ofis katlarını tırmanırken, aslında Soundcloud’ın bir ofis olmaktan öte, bir çekim merkezi olduğunu da fark edebilirsiniz. Kendileri her ne kadar biz parti ofisi değiliz demeseler de, hafta sonları bir barbekü partisine denk gelmeniz, cuma iş saati sırasında bira açma seslerini takip ederek olası bir etkinliğe ulaşmanız da mümkün.

Soundcloud’ın kurucuları Alexander ve Eric’in ofis içi iş bölümü oldukça farklı. Alex, ekibin en çok seyahat edeni, Eric ise Berlin merkez ofisinin katı görünümlü yorgun savaşçısı. Soundcloud’ın İngiltere ve  Amerika’da ayrıca iki farklı merkezi daha var ama buradaki ofis çalışanlarının sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu nedenle asıl merkezimiz, Alex’in de çok farkında olarak seçtiği Berlin, yani plak şirketlerinin, kulüplerinin ve eşsiz bir gece hayatının da ta merkezi.

Soundcloud  çalışanlarının neredeyse %70’i programcılardan oluşuyor. En büyük problemleri günbegün büyüyen kullanıcıları için hata vermeyen bir sistem oluşturabilmek. Toplantı odalarındaki beyaz tahtada kırmızı kalemle “being funny (komik olmak)” yazıyor. Camların üzeri post-it kağıtları ve stratejilerini çizdikleri tablolarla dolu. Ortamda kimseden çıt çıkmıyor. Tüm çalışanalar mütiş bir dikkatle bilgisayar ekranlarına odaklanmış durumda ve kocaman sakallı bir adamın kalın kahkaları dışında duyduğunuz tek şey bira açma sesi.

Şeffaf toplantı odasında mail trafiğiyle boğuşan Eric’in yorgunluğunu dağılmış saçlarından okuyabilirsiniz. Röportaj öncesi, “Hedefimiz mobilde daha çok yer almak”, diyerek yeni Soundcloud mobil uygulamalarını gösteriyor. iPhone’unun ekranı neredeyse parçalanmış olmasına rağmen, onun derdi yakında piyasaya sürülecek olan Soundcloud uygulamasının hatalarını bir an önce kapatabilmek. Telefonu sağa sola yatırıp, “Bak, ne güzel deği mi?” diyerek çocuksu heyecanını paylaşmaktan da geri kalmıyor.

Soundcloud’ın öncelikli hedefi internetin en büyük ses ve müzik platformu olmak. Alman bürokrasisinin kıvamlı yavaşlığı dışında Berlin’de olmaktan çok memnunlar ve tüm web girişimleri için bu şehrin ideal bir seçim olduğunu düşünüyorlar. Özellikle elektronik müzik konusundaki yetkinliği, asla bitmeyen etkinlikleri ve teknoloji- sever Alman gençleriyle öyle de görünüyor.

Soundcloud, kullanıcı dostu bir platform. Sitenin özelliklerden faydalanmak içinse tek yapmanız gereken bir kullanıcı adı almak. Ücretsiz olarak aldığınız bu kullanıcı hesabıyla belirli bir süreye kadar parçalarınızı yükleyebilir ve istediğiniz platformda kolaylıkla paylaşabilirsiniz. Diğer kullanıcılarla iletişim mantığı Twitter’ınkine benzer ‘takip’ sistemi üzerine kurulu. Hesabınıza girdiğinizde sizi bir ana sayfa karşılıyor. Bu sayfada takip ettiğiniz kullanıcıların tüm etkinlerini izleyebilir ve yükledikleri parçalarını dinleyebilirsiniz. Soundcloud kullanıcısı olmak için prodüktör olmak ya da müzik profesyoneli olmanız da gerekmiyor. Bir dinleyici olarak da , sevdiğiniz müzisyenleri takip edebilir, parçalarını favorileriniz arasına ekleyebilir ya da setler hazırlayabilirsiniz.

Müzik üretiyorsanız ve Soundcloud’ın diğer servislerinden de yararlanmak istiyorsanız, cüzi üyelik bedellerini ödemeniz gerekiyor. Farklı üyelikler, farklı seçenekler sunuyor. İsterseniz kaç kişinin ne zaman sizi dinlediğine dair istatistiklere ulaşabilir, bir plak şirketiyseniz müzisyenlerle iletişiminizi bu kanaldan kurabilirsiniz. Böylece Soundcloud, müzisyen, plak şirketi ve dinleyici arasındaki bozulmaya başlayan ilişkiyi bir bulut üzerinde kurarak, yenilikçi bir çözümü tam da burada sunar.

Soundcloud müzik yapımcıları ve dinleyicilerinin dışında, sese dair her türlü ihtiyacı karşılamaya yönelik kurulmuş bir web servisi aslında. Hatta temel amaçları da bu. Dolayısıyla röportajlardan, yunus seslerine her türlü sesi Soundcloud’ın içine koyabilir ya da ulaşabilirsiniz. Ayrıca geliştirdikleri uygulamaları sayesinde, parçalarınızı ister playlist olarak, ister albüm kapağınızla birlikte ve kendi tasarımıza uygun şekilde sitenizde yayınlayabilirsiniz de.

Soundcloud’ın bir diğer ve neredeyse en önemli farkı, müziği bir biçim olarak karşınıza çıkarması. Çalma tuşuna bastığınızda, parçayı bir ses dalgası olarak görür ve hatta istediğiniz bir yerine yorum yapabilirsiniz. Bu sayede, insanlar parçaların belirli temaları ya da sadece hi-hat’leri için günlerce tartışabilir hale gelebilir. Basit ama işe yarıyor.

Kısacası Soundcloud, aslında sadece bir platform değil, sesle ilgilenen herkesin piyasadaki ihtiyaçları ve eksiklerini belirleyip çözüm üretmek için geliştirilen bir altyapı. Öyle ki, bugün birçok ödülün sahibi olması ve önde gelen teknoloji dergilerinden olumlu yorumlar almasının sebebi de bu. Bu yüzden diğer birçok müzik platformu gibi müzik profesyonellerinin kendilerini tanıttıkları bir servis olmaktan çok, düzenli olarak üretimlerini gönderebildikleri, üzerine geri bildirimler alıp, gerektiğinde kendi web sayfaları ya da sosyal platformlar üzerinden hızlıca paylaşabildikleri eşsiz bir sistem.