Screen Shot 2015-04-15 at 01.55.43

Budizme göre hiçbirşey sabit değildir, herşey bir akışın içinde sürekli olarak değişir. Dolayısıyla, bilinç de bu değişen şeyler arasında. Sinir bilim açısından da aslında durum çok farklı değil. Beyin, beden ve buna bağlı olarak zihin de sürekli bir değişim halinde.  Bu durumda sinirbilim ve Budizm arasında bağ kurmak, özellikle mindfulness (yargılamadan anda olmak) ve meditasyonun bilimsel faydalarının kanıtlandığı 21.yy’da kaçınılmaz.  Geçtiğimiz günlerde Trends in Cognitive Science’ta Budizm, meditasyon ve beynin işlevleri üzerine bir makale yayınlandı. Ortaya çıkan bilimsel kanıtlar ise, beyindeki işlemlerin tek ve belli bir bölge ile ilişkilendirilemeyeceği, bunun yerine bu işlemlerin geniş bir alanda dalgalanıyor olacağı üzerine yoğunlaşıyor. Bir yandan da meditasyon türleriyle kendinizi yeniden yıkıp yaratabileceğinizin sırlarını, bilimsel tespitlerle veriyor.

Bir yandan da British Columbia Üniversitesi Felsefe Profesörü Evan Thompson’ın ‘Waking, Dreaming, Being’ kitabı bilişsel bilimler (cognitive science) ve Budist felsefesi üzerine bir çok araştırmaya yer vermiş. Hatta Thompson’a sorarsanız, özellikle Bilişsel Bilimler bölümleri çalışmalarını meditasyon dersleriye mutlaka desteklemeli.

Budizme göre bilinç derin uykuda genişleyebilir ve aslında uykuyu es geçmeyi çok seven bilim dünyası bunun ardındaki bilinci keşfedilebilir.

“Standart sinirbilime göre derin uyku her zaman bilincin yok olduğu bir tür kayıp haldir. Oysa Hint felsefesi, rüyasız bir şimdide olma halinin devam ettiği incelikli bir farkındalıktan bahseder. Hafızada henüz bunu an ve an pekiştirme ya da geri çağırma yeteneğimiz henüz yok.” diye düşünüyor Thompson.

Son yıllarda bu alanda yapılan çalışmalar da gösteriyor ki, meditasyon çalışmaları uyku sırasındaki dalga örüntülerini de etkiliyor. Bu da demek oluyor ki, aslında bizim bilişsel fonksiyonlarımızın durduğunu düşündüğümüz uyku durumunda, bir tür farkındalık seviyesi ve bilgi işleme durumundan söz edilebilir, ama yine de henüz muğlak bir alan.

Fakat tabi ki de, ne bilişsel bilimin ne de Budizm’in,  bilincin ne olduğuna ve beyinle ilişkisine dair bir yanıtı yok. Hatta bir nevi ayrıldıkları noktalardan biri bilincin türü üzerinden, çünkü Budizme göre fiziksel bedene bağlı olmayan bir bilinç formundan söz etmek mümkün, oysa sinirbilimcilere göre bu imkansız.

Thompson ise bu anlamda bir bilincin varlığını destekler biçimde gözüküyor;

“Sinirbilimde genellikle “kişilik” beyin tarafından yaratılmış bir illüzyon olarak görülür. Bana göre, beyin ve beden, bu fiziksel çevre ile birlikte işleyebilmek için bir tür kendilik bilinci yarattı. Bu yüzden onun sadece bir illüzyon ya da bir yapı olduğunu söylemek biraz yanlış yönlendiriyor.”

Özetle, bilince dair kesin bilgi henüz yok, ama görünen o ki, yüzyıllar öncesinden oluşan Budizm öğretisi bu anlamda teorileri yeniden değerlendirmek için iyi bir kaynak olacağa benziyor.