SİNİRBİLİM VE BUDİZM

“Sinirbilimde genellikle “kişilik” beyin tarafından yaratılmış bir illüzyon olarak görülür. Bana göre, beyin ve beden, bu fiziksel çevre ile birlikte işleyebilmek için bir tür kendilik bilinci yarattı. Bu yüzden onun sadece bir illüzyon ya da bir yapı olduğunu söylemek biraz yanlış yönlendiriyor.”

DUB, STEP, DEVRET!

Her kent gibi İstanbul’un da kayda değer bir yeraltı kültürü var. Akmar metalcilerinden, Galata Kulesi önündeki hippilere uzanan bu alt kültürün mihenk taşı da elbette ki müzik. Metalciler, punk’lar, jungle’cılar, apaçiler derken, 2008’den beri de dubstep’çilerden söz etmek mümkün oldu. İngiltere’ye Jamaika ekolüyle sızan dub, teknolojinin gelişmesi ve ‘bas’ın artık testereye yakın bir tınıya ulaşmasıyla dünyaya dubstep denen türü bahşetti.

CODERDOJO İSTANBUL

İrlanda’da başladı, tüm Dünya’ya yayıldı. Programlama kulüplerini destekleyen CoderDojo Vakfı, 600’dan fazla Dojo’ya öncü oldu. Bu sayede 7-17 yaş arası çocuklar bilgisayar/programlama ve teknoloji kültürü etrafında buluşup birlikte üretmeye başladı.

EMİKA

İngiltere’nin kültürel anlamda Avrupa ve Amerika başta olmak üzere kültür ticareti yaptığı aşikar. Gururla sahiplendikleri dub kültürü, aslında Jamaika’lı göçmenlerin yeraltında başlattıkları bir müzikal akarsu olsa da, İngiliz’lerin bu kültüre ska punk, garage ve hatta rock dahil bir çok türle eşlik etmeleri, büyütmeleri ve tüm dünyaya yaymaları başka hikaye. Ema Joly (Emika) de, her ne kadar İngiliz aksanına sahip olsa da, aslında Çek asıllı. İngiltere’ye evlat edinildikten sonra yeni ailesiyle birlikte taşınmış. Üstelik pek de İngiltere sayılabilecek bir yere de değil; 1967’lerde kurulmuş, belki de dünyanın en yeni şehirlerinden biri, Milton Keynes’de büyümüş.

ESKİ NERD’LERDEN KİM KALDI: MEHMET KIZILAY

Hayata nasıl başladığımız pek de önemli değil aslında dedirtecek cinsten bir hikaye Mehmet Kızılay’ınki. Sigortacılık işlerine girdiğinde, dijital dünyaya bulaşmak sadece bir hayalken herşeyi bir kenara koyup şehri terketti. Bu işlerin merkezi İngiltere’de master’ını yapıp geldikten sonra yetenekleri de gün yüzüne çıktı. Önce e2’nin kanal tasarımlarını yaptı, ardından NTV derken, Emmy’e kadar uzandı yolculuğu. Teknoloji girişimcilerini konu alan Silikon Vadisi dizisinin giriş animasyonunu yaptı, isometrik dünyasında Palo Alto’nun tüm detaylarını 10 saniyede anlattı. Şimdi yeni stüdyosu Kraken’da yeni işleri için denizlere açılıyor.

DOĞADAN İLHAM ALAN AKUSTİK GALAKSİ: YAYBAHAR

Yaybahar ismi bir gecede milyonlarca insan tarafından duyuldu. Üstelik sadece ismi değil, biçimi, tınısı ve icrasıyla da aniden yoğun bir ilgi odağı haline geldi. Analog olmasına rağmen dijital bir synth sesi çıkarması bir yana, daha önce hiç duyulmamış galaktik ama bir o kadar da doğal ses derinliğiyle temas etti insanlara. Onu tüm diğerlerinden ayrı kılan asıl özelliği ise, ardındaki isim Görkem Şen’in de galaktik bir zihne sahip olmasıydı.

NIGEL STANFORD: MÜZİĞİ GÖSTERENLER

Plakaların üzerine atılan tozlar ve frekanslarla evrenin estetik/matematikel algısını gün yüzüne çıkaran deneyler. Cymatics, sesin frekanslarını izleyebildiğimiz eski bir deney yöntemi. Metal plaka üzerine verilen titreşimlerin, kum tanelerini belli bir forma sokması mantığı üzerine kurulu. Bu ve benzeri deneyleri müzikle bir araya getirmenin tadını Yeni Zelandalı müzisyen Nigel Stanford’ın videosuyla deneyimledik. Nigel, okyanus ötesinde kafayı kırıp 18 aylık yoğun bir çalışmanın ardından, Faraday kafesinden Cymatics deneylerine uzanan bir video hazırlamış. Ben de interneti bu kadar hızlı ele geçiren bu yaratıcı zihinle az biraz sohbet etme şansı yarattım.

SİBERPUNK

Cyberpunk… Bilim kurgunun genellikle bilgi teknolojilerini yeteri kadar göz önünde bulundurmamasının sonucu olarak kurgulanan bir hikaye. Karanlık ve sisli yeraltı insanları, mega şirketler, bilginin teknolojiyle yükselişi, yetenekli yapay zeka programları ve tüm bunlara karşı duran hacker’lar; bilginin krallığının tehlikeli düşmanları…

LADISLAV SUTNAR: YENİ AMERİKAN TİPOGRAFİSİ

Yeni Amerikan Tipografisinin tartışıldığı 1959 ‘New Yorks Type Directors Club’, konsferansın dikkat çeken iki konuşmacısını ikiye ayırdı. Bunlar, Herb Lubalin ve Ladislav Sutnar’dı. Amerikan tipografisinin çirkinliğinden dem vuran ve bu çirkinliği sürdürmenin büyüleyici bir şeyleri ortaya çıkarabileceğini savunan Herb Lubalin’in aksine Sutnar, ‘The New Typography Expanding Future’ manifestosuyla tüm Amerikan tipografi zihniyetini değiştirmeyi hedefliyordu.

MINERALIZE

Mineral, kristalleşen inorganik kimyasal bir bileşen. Doğal; her parçası bütünün özelliklerini taşır; belli bir kimyasal formülü var; çoğunlukla katı nadiren sıvı ve inorganik. Laboratuvarda da üretilebilir ama bu sentetik kimyasal bileşikler mineral sayılmazlar. Yapay minerallerin de kristal iç yapıları olsa da, doğada rastlanmazlar.

JÜPİTER: BÜYÜK KIRMIZI LEKE

Jupiter’in meşhur kırmızı noktasını bilenler bilir. 400 yıldır bitmek bilmeyen antisiklonik bir fırtınanın eseri olarak uzayda kendini gösteriyor. İlk kez Robert Hooke tarafından 1664 yılında gözle görülür oluyor. Boyutları hakkında fikir sahibi olmak isterseniz şöyle örnekleyebilrim; Dünya’mız bu lekedeki beyaz fırtınanın olduğu alanı kaplıyor, toplam fırtına alanı ise Dünya’nın ortalama 4 katı büyüklüğünde. Hubble’dan alınan son bilgilere göre boyutu şimdilerde biraz küçülmeye başlamış. Fırtınanın hızı ise ortalama 500 km.

BENOIT PAILLE: ALTERNATİF MANZARALAR

Alternatif manzara fikri, Benoit Paille’nin aklına 2011 Christmas’ında düşmüş. Garip yerlerde kendi resimlerini çekerek oyalanırken, bir anda karşısına çıkan bir Christmas ışıklandırmasından ilham alır ve onu en yakın ormana götürüp ağaçlara sararak fotoğraflamaya başlar. Orman ve aydınlatma fikrinden yola çıkan sanatçı, manzara ya da mekana bakışını ışık üzerinden nasıl araçtıracağını düşünmeye başalar ve 1×1 cm büyüklüğünde 300 LED ışıklı ve dimmer’lı bir küp tasarlayıp tekrar kendini ormana atar. 30 saniyeden 4 dakikaya uzanan bekleme süreleriyle ormanı ışıklandırarak çektiği fotoğraflar gerçekten de şiirsel bir zaman/mekan algısı yaratıyor.

STEPHAN TILLMANS: ADA LOVELACE

Televizyonlar kapanır ve açılırken içlerindeki tüplerden dolayı enteresan ışık gösterileri yapabilirler, farkeden etmiştir. Fakat Stephan Tillmans işi biraz daha öteye götürerek bu görsellerden bir fotoğraf serisi hazırlamış, adını da ilk bilgisayar kodunu yazmaya çalışan kadın programcı Ada Lovelace’a adamak istemiş.

MARCO DENEVI: ARAP KALİFGRAFİSİ

Kaligrafi tekniği, Arap alfabesinin sanatsal ifade aracı olarak kullanıldı ve İslam kültürünün bir mirası olarak sanat tarihindeki yerini aldı. Çoğunlukla Arapça’da çizgi/tasarım/yapı anlamına gelen “khatt” sözcüğüyle tanımlanır. Kaligrafinin gelişmesi ve yaygınlaşması Kuran ile ilişkilidir. Kuran’la kurduğu derin dinsel ilişiki, kaligrafinin İslam kültürü için ifadesini daha da güçlendirmiştir. İslam kaligrafi eğitiminde usta-çırak ilişkisi halen devam eder ve çırak ustasının el yazısını kusursuz bir şekilde taklit edinceye kadar çalışmaya devam eder.

MATTHIAS HEIDERICH: YANSIMA SERİLERİ

Hamburglu sanatçı Matthias Heiderich, mavi-sarılı şeker gibi olmasının yanısıra, köşeler ve gölgelerle de oynayan fotoğraflarla tarzını bariz bir şekilde ortaya koyanlardan. 3 boyutlu ya da dijital bir imaj gibi gözüken mimari fotoğrafları, örüntüler ve grafik öğelere odaklanıyor. Genellikle kuleler, merdivenler ve tasarım binalar üzerinden ilerleyen sanatçının renk seçimleri de onu özgünleştiren değerlerden.

VIDEO


Nothing found.