Hayata nasıl başladığımız pek de önemli değil aslında dedirtecek cinsten bir hikaye Mehmet Kızılay‘ınki. Sigortacılık işlerine girdiğinde, dijital dünyaya bulaşmak sadece bir hayalken her şeyi bir kenara koyup şehri terketti. Bu işlerin merkezi İngiltere’de master’ını yapıp geldikten sonra yetenekleri de gün yüzüne çıktı. Önce e2‘nin kanal tasarımlarını yaptı, ardından NTV derken, Emmy’e kadar uzandı yolculuğu. Teknoloji girişimcilerini konu alan Silikon Vadisi dizisinin giriş animasyonunu yaptı, isometrik dünyasında Palo Alto’nun tüm detaylarını 10 saniyede anlattı. Şimdi yeni stüdyosu Kraken‘da yeni işleri için denizlere açılıyor.

Dijital işlere nasıl başladın? Bize biraz hikayenden bahseder misin?
Benzer aile yapısından gelen çoğu yaşıtım gibi, ben de Türkiye’nin bilgisayar oyunlarına girebilmiş ilk kuşağındanım. Bilgisayar oyunu çocuğu olmak bizlere bir dönemin hem kreatif hem de nerd insanlarının eserlerine bakarak büyüme şansı tanıdı. Ancak bilgisayarı üretmek için kullanmaya başlamam üniversite yıllarıma dayanır. Bir taraftan hiç olmak istemediğim bir yerde, yapmak istemediğim bir iş için eğitilirken, diğer taraftan da elektronik müziği ne kadar çok sevdiğimi ve kendi evimde üretebileceğimi keşfettiğim bir döneme girmiştim. Müzisyenlikle geçen öğrencilik döneminden sonra bir süre, yapmaktan keyif aldığım herşeyin hobi olması gerektiğine iman ederek, gemi brokerlığı ve sigortacılık yaptım. Bu iki sene sonunda ani bir kararla istifa edip ve kariyerimi katledip İngiltere’ye taşındım. Dijital medya prodüksiyonu masterı yapıp İstanbul’a döndüm. Sonrası malum.

En son Silikon Vadisi dizisine yaptığın giriş animasyonuyla Emmy’e kadar uzanan bir başarı yakaladın. Bu yolculuk nasıl başladı?
Biraz çabalarımla, biraz da tesadüflerle başladı. Kardeşim Mert Kızılay‘la mesleklerimiz aynı. Kendisi Los Angeles’da yaşıyor. Kendisini ziyarete gittiğimde meslektaşlardan oluşan güzel bir güruhun içinde buldum kendimi. Türkiye’dekinin biraz aksine, orada bu işi yapan insanlar birbirileriyle arkadaş olmak için oldukça hevesli. O kısa bir ziyaret süresince yetenekli ve açık fikirli insanlarla tanışma, onlara işlerimi gösterme fırsatım oldu. Sonra bir gün, brief olarak izometrik şehir tasarımı içeren bir proje için benim eski işlerimden birinin referans olarak seçildiği Silicon Valley işiyle kapımı çaldılar.

[stag_video src=”https://vimeo.com/98431335″]

Amerika’yla çalışma sürecinde seni en çok yoran ya da zorlayan ne oldu?
Sanılanın aksine saat farkı hiç sorun olmadı. Aksine müşterilerim uyurken çalışıyor olmak oldukça huzur vericiydi. Asıl zor olan, saniyede ortalama 24 karelik, 10 saniyelik bir işi kare kare ilerleyerek değerlendirecek kadar ayrıntıya düşkün olmalarıydı. Teknik anlamda olanaksızlığı mazeret olarak kabul etmeyip, eğer bir fikir varsa onu gerçekleştirmenin mutlaka bir yolu bulunacağını esas almaları. 10 saniyelik bir video için 1,5 ay harcamış olmamız zaten ayrıntıların ne kadar önemli rol oynadığını açıklıyor olsa gerek.

Bugün yaptığın işi yapmıyor olsaydın, ne yapıyor olmak isterdin?
Aklıma ilk müzisyen olurum demek geliyor ama aslında müzik için şevkimi kaybettiğimi hissediyorum. Zanaatkar olmak isteyebilirdim. Ölmekte olan mesleklerden birini yapmak güzel olabilirdi.

Kimlerle çalışmayı hayal ediyorsun? Gelecek planların içinde birlikte çalışmayı hayal ettiğin birileri ya da şirketler var mı?
Henüz bilmiyorum. Hayal kurmayınca sınırınız da olmuyor. Revizyonlarımı Mike Judge’dan almayı hayal etmiyordum mesela, ama çok iyi oldu.

Kraken adında bir şirket kurdun. Bu ismi seçmenin özel bir nedeni var mı?

Babam mitolojiye meraklıdır. Canavar deyince aklıma korkutulmak için isimleri zikredilmiş öcülerden çok, derinliği, bir hikayesi olan, çirkinliği ya da kötülüğü bu hikayelerden gelen varlıklar gelir hep. Alfred Tennyson’un The Kraken sonesini okursanız derdimi daha iyi anlatmış olurum herhalde.

İlham aldığın, takip ettiğin sanatçılar ya da dijtal işler üreten kişi ya da kurumlar var mı?
Moebius, Beksinski, György Pálfi, Katsuhiro Otomo, vb. isimlerden etkilendiğimi söyleyebiilrim. İşlerini takip ettiğim stüdyolar, Dvein, Plenty, Tendril, PostPanic.

Bugüne kadar yaptığın işler arasında en özgür hissettiğin proje hangisiydi? Neden? Sonucu nasıl oldu?
Radyo Eksen’in Onfair Festivali’nin reklam filmini yapmıştık. En özgür hissettiğim projelerden biriydi. Sonucu da güzel oldu. Üst üste ikinci kez en iyi animasyon dalında Kristal Elma aldık.

İş hayatında başına gelmiş komik/enetersan bir hikayen var mı? Hepimize ders verecek cinsten önerilerin de olabilir?
Bir keresinde çok ünlü bir oyuncuyla bir proje için çalışıyorduk. İsmini vermeyeceğim. Tavrı dolayısıyla ekibe çok zor anlar yaşatmıştı. Ben de ihtiyacımız olmadığı halde kendisinden yapılması zor hareketler isteyip, sonra görüntüleri eski kung fu filmlerine montajlamıştım. Tabii ki sadece aramızda gezdi konu video.

[stag_video src=”https://vimeo.com/103262935″]