Akıl okumak, telekinezi, beyin dalgalarıyla nesneleri hareket ettirmek kulağa pek bilimsel gelmiyor olabilir. Fakat artık internetten bile kolaylıkla sipariş edebileceğiniz beyin dalgalarını okuyabilen cihazlar sayesinde, düne kadar imkansız gözüken birçok şeyi bugün yapabiliyor durumdayız.

İnsanlar çağlar boyunca, fareler, “joystick”ler, klavyeler, mikrofonlar, dokunmatik yüzeyler aracılığıyla  bilgisayarla iletişim kurmanın yollarını aradılar. Fakat tüm bu arayüzler, kas sisteminin hareket ettirilmesine dayandırılmıştır. Durum her zaman böyle olmak zorunda değildir. Bazen, hiç umulmadık bir ölçüm, farkında olmadığımız verilerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. İşte o zaman da, beyin dalgları gibi görünmez veriler, obje kontrolünden oyun sektörüne makinalara müdahele edebilmeye imkan sağlar.

Beyin dalgalarının keşfi 1924 yılına dayanır, fakat Hans Berger’i bu meraka doğru sürükleyen çok önceleri yaşadığı garip bir deneyimdir. Hans Berger, astronomi eğitimi sırasında okulu yarıda bırakıp askeri bir göreve başlamaya karar verir. Bir gün, süvarilerle birlikte antreman yaparken Berger’in atı şahlanır ve tam da topçunun önüne tehlikeli bir şekilde düşer. Ciddi bir zarar almasa da, titreyerek olayın şokunu atlatmaya çalışırken, çok uzaklarda olan kız kardeşi aynı anda onun tehlikede olduğunu sezip babasına telgraf göndermek için ısrar etmektedir. Berger, kız kardeşinin sezgilerinden fazlasıyla etkilenir ve telapatiye karşı takıntılı bir ilgi duymaya başlar. Böylece, 1897 yılında Jena Üniversitesi’nde doktorasını tamamlar ve 1906 yılında profesör olup, üniversitenin psikiyatri ve nöroloji kliğinin başına getirilir. Uzunca bir süre insan beyni üzerinde ölçümleme yaparak sağlıklı bir veriye ulaşmanın yollarını arar. 1924 yılında, Hans Berger insan beyninden ilk kez EEG (elektroensefalografi) kayıtlarını almayı başarır ve bu kayıtlar sayesinde beyinde birden fazla dalga boyunun varlığını da keşfeder. Berger ilk olarak, insanın rahatlamış ve gözlerini kapattığında yaydığı 8-12 Hz arasındaki Alfa frekansını bulur. Bu dalga, aynı zamanda Berger Dalgası olarak da bilinir.

Berger’in ilk kayıt cihazı oldukça ilkeldir. Kayıt alabilmesi için, hastaların kafataslarına gümüş teller yerleştirmesi gerekir ki, bu da oldukça zahmetli bir yöntemdir. Günümüzde bu teller çok daha gelişmiş alıcılara dönüştürülmüştür. Berger, yerleştirdiği bu gümüş alıcıları Lippmann Capillary Elektrometre’ye bağlar, fakat istediği sonuçlara bir türlü ulaşamaz. Daha sonradan piyasaya çıkan Siemens’in galvanometresi voltun 10.000’de biri gibi çok daha kesin sonuçları ortaya çıkardığında, beynin sır kapıları aralanmaya başlar. Berger, elde ettiği verileri beyin hasarı yaşayan hastalarını analiz etmek amacıyla kullanır. Fakat, basit etkileşimler için beyin dalgalarından tam anlamıyla yararlanılması 1970’li yılları bulur. Beyin dalgarıyla kontrol meselesine en çok ilgi gösteren Amerikan hükümetinin Gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı (ARPA) olur. Vizyonları, askeri görevler esnasında beyin dalgalarıyla makineleri yönetebilmektir. Dolayısıyla, bu alanda en çok yatırım yapanlardan biri de yine ARPA olur.

 

BBA (Beyin Bilgisayar Arayüzleri) nedir?

BBA (Beyin Bilgisayar Arayüzleri), beyin dalgalarıyla makineler arasında iletişim sağlayabilecek cihazların tümüme verilen isim. Böylece, beynin ürettiği sinyaller örüntü ve sınıflandırma yöntemiyle kolaylıkla analiz edilebilir. Fakat, beyindeki 100 milyar sinir hücresinin birbiriyle ilişkisini anlamak ya da zihnin çalışma prensiplerini taklit edebilmek için gelişmiş bilgisayarların tarih sahnesine girmesini beklemek gerekir.

Beyin Bilgisayar Arayüzü kavramını tarihte ilk kullanan 1973 yılındaki çalışmasında EEG sinyallerini algılayıp, örüntüler üzerinden çözümleme yapılabileceğini ortaya koyan Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi’nde Bilgisayar Bilimleri profesörü Jacques J. Vidal olur. Vidal, EEG sinyallerini analiz ederek belirli veriler üzerinden bilgisayara hareket komutları verebilen bir sistem tasarlamıştır.

1970’li yıllarda Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi’ndeki (UCLA) Ulusal Bilim Vakfı ve DARPA’nın desteğiyla beyin-bilgisayar arayüzlerine dair ciddi araştırmalar başlatılır. Beyin dalgalarını okuyabilmek, özellikle duyma, konuşma veya hareket bozukluğu yaşayanlar için umut vaadeden bir yöntem olur. Beynin, sonradan yerleştirilen alıcılara yanıt verebilmesi ve esnekliği (plastisitesi) sayesinde uyum sağlayarak doğal işlemlerini sürdürebilmesi, bu alanın hızla gelişmesine de imkan tanır. Nöroprostetik (beynin içerisine yerleştirilen protezler) cihazların insan beynine yerleştirilerek kullanılması ise 1990’lı yılları bulur.

Maymunlar, robot kolları kontrol ederken…

Motor davranışları kontrol eden motor korteks nöronlarının uyarılması için beynin işlevlerinin de keşfedilmesi gerekir. Bu nedenle, beyne yaklaşırken disiplinlerarası tarihsel gelişime ihtiyaç duyulması da kaçınılmazdır. 1980’li yıllarda John Hopkins Üniversitesi Bilişsel Bilimler Merkezi’nin yöneticisi profesör Apostolos Georgopoulos, resus maymunları üzerine motor kortekse dair birçok deney gerçekleştirir. Amacı maymunların motor korteks nöronları ve elektriksel tepkileri arasındaki matematiksel ilişkiyi bulmaktır. Georgopoulos, maymunların kollarını hareket ettirme yönlerinin aslında bir kosinüs fonksiyonuna bağlı olduğunu ortaya çıkarır. Aynı zamanda, dönemin teknik olanakları beynin tek bir bölgesinden kayıt almaya imkan tanımasına rağmen, motor davranışların beynin farklı bölgelerine dağılmış nöron grupları tarafından kontrol edildiğini ortaya atan ilk bilimcidir.

1990’lara gelindiğinde, BBA üzerine çalışmalar da hız kazanır. Hem teknolojik imkanların el vermesi, hem de beyne dair verilerin güçlenmesiyle motor davranışların ve görme sistemlerinin keşfine dair çok önemli atılımlar gerçekleşir. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü Sinirbilim profesörü Richard Andersen, Brown Üniversitesi Sinirbilim profesörü John Donoghue, Neural Signals Inc. şirketinin kurucu ve yöneticisi Philip Kennedy, ‘maymun düşüncesini okumak’ fikriyle öne çıkan Brezilyalı bilimci Miguel Nicolelis ve Minnesota Üniversitesi Nörobiyoloji profesörü Andrew Schwartz tarafından kurulan araştırma grupları, karmaşık motor davranışları kontrol eden farklı nöron grupları üzerine çalışırlar. Philip Kennedy ve çalışma arkadaşları maymunlara yerleştirdikleri elektrotlarla ilk kabuk içi (intracortical) beyin-bilgisayar arayüzünü oluşturmayı başarırlar. Bu çalışmalardan ilham alan Kaliforniya Üniversitesi Sinirbilim Profesörü Yang Dan ve çalışma arkadaşları, 1999 yılında kediler üzerinde yapılan deneylerde görme işleminin beyindeki nöron karşılıklarını bulurlar. Algı merkezlerinden biri olarak tanımlanan ‘talamus’ bölgesine yerleştirdikleri elektrotlarla 177 beyin hücresinin retinadan gelen sinyalleri nasıl işlediğine dair çok önemli sonuçlar elde ederler. Deney sırasında kısa filmler gösterilen kedilerin nöron ateşlemeleri kaydedilir. Matematiksel filtreler kullanan ekip, kedilerin gördüğü hareket eden objeleri ve tanımlanabilir sahnelerin şifrelerini çözerler.

İnsanlar üzerine benzer sonuçlar, Japon araştırmacı Miguel Nicolelis’in çalışmalarına dayanır. Beynin büyük bir alanına çoklu elektrotlar yerleştiren Nicolelis, sinyallerin anlamlarını ve neyi temsil ettiklerini bulmayı hedefler. İlk çalışmalarını fareler üzerinde yapan Nicolelis ve çalışma arkadaşları, maymunların robotik kolları kontrol edebileceği ilk beyin-bilgisayar arayüzlerini de oluşturan ekiptir. Çalışmalarında maymunların yakalama ve ulaşma konusundaki gelişmiş el yetenelerini kullanarak robot kollarını kolaylıkla kontrol edebilmelerine imkan sağlarlar.

 

BBA Nasıl Çalışır?

BBA, beynin yaydığı sinyalleri okuyabilen alıcıların kullanıldığı EEG cihazlarıyla mümkün kılınmıştır. Beyinde iki türlü iletişim söz konusudur; kimyasal ve elektriksel. Her ikisinin de izlenebilir etkileri vardır ve bu verileri cihazlar aracılığıyla elde etmek de pekala mümkündür. BBA’nın ilgilendiği, beyindeki elektriksel hareketlerdir ve bu elektriksel durumlar, nöronların eylem potansiyellerinin tetiklenmesi ve aksonlar boyunca iletilmesi ile mümkün olur. Kafatası üzerine yerleştirilen sensörler, beynin içerisinde gerçekleşen bu elektriksel aktiviteyi tespit edebilirler. Fakat bu sinyallerin tespit edilmesi, bir EEG verisinin aktif olarak bir arayüzde kullanılması için elbette  yeterli değildir. Beyin, bir gürültü havuzudur. Elektriksel aktivitelerden elde edilen veriler, tahmin edildiği gibi bir fotoğraf makinesi inceliğinde ve berraklığında değildir. Aksine, okuması oldukça güç ve müthiş gürültülü dalgalarla karşılaşmak çok olasıdır. Bu nedenle, sinyallerin işlenmesi ve okunabilmesi için bilimciler çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. Örüntü tanımlama ve sınıflandırma adı verilen bu yöntemler, bir ön işlem olarak da düşünülebilir. Beyin verisi sinyali alındıktan sonra, bu bilginin içerisindeki örüntüler tanımlanır ve toplanan verileri çözümlemek için yıllar boyunca geliştirilmiş çeşitli algoritmalar uygulanır. Böylece beyin dalgaları tanımlanabilir bir veriye dönüştürülebilir ve çeşitli arayüzler aracılığıyla kullanılabilir duruma gelir.

 

Beyin ve Dalga Boyları

 

EEG cihazları, beyin dalgalarını frekans aralıklarına göre okur. Bu frekanslar;

Delta (4 Hz’e kadar) : Yetişkinlerde yavaş dalga uykusunda ve bebeklerin çoğunlukla yaydığı beyin dalgalarıdır. Kimi sürekli dikkat testlerinde de gözlemlenmiştir.

Teta (4 – 7 Hz) : Rehavet ve uyarılma durumlarında oluşur. Beynin rölanti halinde çalışması olarak da tanımlanabilir.

Alfa (8 – 12 Hz) : Rahatlama ve yansıtma durumlarında oluşur. Gözlerin kapatılmasıyla beyin alfa dalgaları yaymaya başlar. Patolojik olarak koma durumundaki hastaların yaydığı beyin dalgalarıdır.

Beta (12 – 30 Hz) : Uyarılma ve çalışma halinde oluşur. Uyarılmış, meşgul, aktif konsantrasyon durumlarında yayılan dalga frekanslarıdır.

Gamma (30 – 100+ Hz) : Çapraz algı anlarında ortaya çıkar. Örneğin, ses ve görme algılarının bir arada kullanılmasıyla oluşur.

Mu (8 – 13 Hz) : Ayna nöronlarıyla ilişkilendirilir. Motor nöronlarının rahatlaması durumunda ortaya çıkar. Mu dalgalarındaki baskılamanın otizm ile ilgisi olabileceği düşünülmektedir.

Beyin Dalgalarıyla Robotik Kontrol

2000’ler maymunların kontrol kolu kullanarak bir yiyeceğe ulaşabildiği arayüzlerin geliştirildiği dönemler olur. Gerçek zamanlı ya da Internet protokolü üzerinden çalışan BBA sayesinde, maymunlar hareket eden kolu görmeseler ya da herhangi bir geri bildirim almasalar da robot kolu istenildiği gibi hareket ettirebilir duruma gelmişlerdir. Bu da açık-döngülü BBA modellerinin ilk örneklerinin ortaya çıktığı anlamına gelir. Özellikle Kaliforniya-Berkeley Üniversitesi’nde Elektrik Mühendisliği Asistan Profesörü olarak görev yapan Jose Carmena ve çalışma arkadaşları, maymunların robot kolları kullanarak istenilen objeye ulaşma ve kavramalarını sağlayan sinirsel programlamaları sayesinde, beyin bilgisayar arayüzlerinde çığır açan bir dönemi de beraberinde getirmiştir. Aynı dönemde Duke Üniversitesi Nörobiyoloji Bölümü’nde araştırmacı olarak çalışan Mikhail Lebedev de, beyin ağlarının ve dudak heraketlerinin okunmasıyla çok daha yeni bir robotik dönemin yolda olduğunun habercisi olur.

BBA teknolojisinin en sıkıntılı taraflarından biri, alıcıların beyin sinyallerine dair güvenilir, kesin ve sağlam bilgiler vermesinden yoksun olmasıdır. İnsan metabolizmasının değişimi bile bu sinyallerin verilerini etkilemek için yeterli bir sebeptir. Dolayısıyla, önümüzdeki 20 yılda çok daha güçlü alıcıların üretilmesi ve BBA kullanarak yeni iletişim yöntemlerinin de gelişmesi öngörülüyor. Fakat şimdilik, laboratuvardan çıkıp halkın tüketimine ulaşan iki farklı cihazdan söz edebiliyoruz; Emotiv Epoc ve Neurosky Mindset.

Emotiv Systems: Epoc Headset 

Emotiv Systems, EEG teknolojisini kullanarak Beyin Bilgisayar Arayüzleri üzerine çalışan Avustralya merkezli bir şirket. 2003 yılında sinirbilim profesörü Alan Snyder, yonga tasarımcısı Neil Weste ve teknoloji girişimcisi Tan Le tarafından kuruldu. Özellikle oyun sektörü için çığır açıcı bir teknoloji olarak öne sürdükleri Epoc’un bilim kurgu filmlerini andıran tasarımı Sydney merkezli Endüstri Ürünleri Tasarım’ları yapan 4Design’a ait. Yüz hareketlerini ve beynin 4 farklı dalgasını algılayabilme yeteneğine sahip bir cihaz olan Epoc için, aynı zamanda açık kaynaklı olarak uygulama geliştirebilmek de mümkün.

Epoc, üzerinde 14 elektrot (standart tıbbi EEG cihazının üzerinde 19 adet bulunur) ve kafa hareketlerini ölçümleyebilmek için bir de ciroskop (gyroscop) barındırıyor. Cihazın en sıkıntılı tarafı, sizin düşüncelerinize adapte olabilmesi için bir süre egzersiz yapmanıza gereksinim duyması. Epoc,  çeşitli kategorilerde birbirinden farklı veri elde edebiliyor. Bunlar;

 

  1. Bilinçi Düşünceler: 12 farklı hareket düşünüyorsunuz. Bunlar, sağ, sol, aşağı, yukarı, ileri ve yakınlaş olmak üzere 6 farklı yön hareketi; saat yönüne, saat yönünün tersine, sağa, sola, ileri ve geriye eğilmek üzere 6 farklı dönüş hareketi. Ayrıca Mu (µ) frekanslarının (8-13hz arasındaki dalga boyu) da okunmasıyla görsel sinyali de tanımlayabilme yeteneğine sahip.
  1. Duygular: Epoc;heyecan, sıkıntı, meditasyon, hayal kırıklığı gibi duygu durumlarını da ölçümleyebiliyor. Duyguların isimleri her ne kadar durumu berrak bir şekilde tanımlayamasa da, şimdilik güçlü bir iddia olarak sistemin tanımları arasında yer alıyor. Henüz firma tarafından böyle bir uygulamanın kanıtı gösterilmiş durumda değil.
  1. Yüz Hareketleri: Yüz hareketlerinin okunması, beyin dalgalarının okunmasıyla değil, EEG alıcılarının yüz kaslarının hareketlerini tespit edebilmesiyle mümkün kılınıyor. Epoc, kaş ve kirpik pozisyonları, gözün yatay düzlemdeki hareketleri, gülümseme, gülme, yüzü sıkma ve sırıtma gibi hareketleri algılayabiliyor. Emotiv Systems, bir sonraki versiyonlarında daha fazla yüz hareketi eklemeyi düşünüyor.
  1. Kafa Hareketleri: Kafanın döndürülmesini okuyabilmek, henüz cihazın yetenekleri arasında yok. Ölçümleme, daha çok kafanın rotası ve bulunduğu noktaya dair yapılabiliyor. Bu da, Epoc’un içerisinde yerleştirilmiş bir ciroskop sayesinde oluyor.

 

Emotiv’in Epoc teknolojisiyle yapabilecekleriniz arasında, aslında tahminimizin de ötesinde bir dünya söz konusu. Onlar her ne kadar oyun endüstrisi üzerine odaklanmış olsalar da, şimdiden cihazı kullanarak müzik yapanlar, fotoğrafları arasında dolaşanlar, bulundukları ortamın ışıkları kısıp açanlar dahil olmak üzere birçok denemeler yapılmış durumda. Dolayısıyla beyin dalgalarını kullanarak çok çeşitli deneyler yapabilme imkanı, artık evlerimize kadar ulaşmış durumda. Üstelik bunun için çok ciddi bir bilimsel altyapıya da gereksinim duyulmuyor. Emotiv Systems dışında, beynin yalnıca 2 farklı dalgasını ölçümleyerek oyucak sektöründe isim yapmaya çalışan bir başka firma daha var; Neurosky.

NeuroSky; MindSet

NeuroSky’ın Mindset adını verdiği teknolojisi, Emotiv’in aksine çok daha basit bir tasarıma ve teknolojiye sahip olmasına rağmen, bugün çok büyük oyun firmasıyla birlikteliği sayesinde piyasada çok daha hızlı adını duyurmuş durumda. Özellikle, cihazın StarWars markası altında ürettiği ve alfa – beta dalgaları arasındaki konstrasyona yönelik ölçümün uygulandığı ‘Star Wars Force Trainer’ oyuncağıyla, yeni nesil çocukların kafasında yer etmeye başladı bile.

NeuroSky, 2004 yılında San Jose’de Stanley Yang tarafından kurulan, Kaliforniya merkezli bir BBA şirketi. Bünyesinde iş adamlarından, mühendislere, bilimcilerden araştırmacılara kadar çok çeşitli insanlar çalışıyor. Amaçları da, EEG teknolojisini kullanarak, hem çok uygun fiyatlara satın alınabilir bir cihaz yaratmak, hem de oyun ve oyuncak sektörüne girerek yeni nesil çocuklara “joystick”ler yerine farklı bir alternatif arayüz sunabilmek. Şimdilik ürünlerini direkt olarak halka satmayı düşünmüyorlar. Bunun yerine ürün geliştiricilere ve lisanslı yazılım uygulamacılarına yönelmiş durumdalar. Fakat piyasaya çıkardıkları iki farklı oyuncak aracılığıyla bu ürüne ulaşmak mümkün.

Mindset, medya sanatçılarından oyun geliştiricilerine kadar birçok insanın artık yeni oyuncağı.  Naurosky’ın İletişim Direktörü Tansy Brooks, bu teknolojinin çalışma prensiplerini, gelecekteki hedefleri ve BBA’nın geleceğini anlattı.

NeuroSky teknolojisi MindSet nasıl çalışıyor?

ThinkGear, tüm NeuroSky ürünlerinin içinde yer alan ve beyin dalgalarını okumaya yarayan bir teknoloji. Alna yerleştirilen bir alıcı, veriyi işleyen tümleşik bir çip ve kulakları referans bölgesi alan bir kulaklıktan oluşuyor. Dikkat ve meditasyon durumlarına “eSenses” adını veren Neurosky, ham beyin dalgalarını ThinkGear çipi sayesinde okuyabiliyor.

ThinkGear’ın içerisindeki eSenses algoritmaları, kullanıcıların beyin dalgalarındaki dikkat ve meditasyon seviyelerini dikkate alarak çalışıyor ve aldığı bilgiyi sayısal bir sinyale dönüştürerek işliyor. Sonrasında, sinyaller genellikle bilgisayara olmak üzere çeşitli cihazlara aktarılabiliyor. Tüm sistemin çalışmasını sağlayan ara birim olan MindSet, aynı zamanda ham beyin dalgaları verilerini (kas hareketleri de dahil olmak üzere) aktarabilme kabiliyetine sahip. Bu tür veriler, bir EEG cihazının algıladığı tüm dalga boylarını içeriyor (alfa, beta, teta, gama) ve çoğunlukla  ürün geliştiricileri tarafından kullanılıyor.

MindSet, bilgisayarla iletişim kurmak için Bluetooth seri protokolünü kullanıyor ve böylelikle ürün geliştiricilerin bilgisayar ve diğer cihazlar için uygulamalar geliştirmesine de imkan veriyor.

Neurosky, BBA’nın geleceğini nasıl değerlendiriyor?

Gelecekte BBA, günlük hayatımıza bütünleşmiş olacak ve etrafımızdaki cihazları zihnimizle kontrol edebilmemize imkan verecek. Makineleri zihinsel durumlarımız ve duygularımıza adapte etmemizi sağlayacak ve kendimiz ya da zihnimiz hakkında çok daha fazla bilgi edinmemize yardımcı olacak. NeuroSky, gelecek 10 yılda sağlık, eğitim, otomativ, güvenlik, oyunlar ve oyuncaklar alanında ciddi çalışmalar gerçekleştirmeyi düşünüyor. Ortaklarımızla BBA’yı yeni çıkan cihazlara bütünleştirmeye çalışıyoruz. Örneğin, eve geç döndüğünüzü ve arabanızı kullanırken yolda uyuya kaldığınızı düşünün. Böyle bir durumda, arabanız yorgun ve uykulu olduğunuzu algılayıp kendini yolun kenarına çekip alarm vermeye başlayabilir. Gelecekte, BBA’nın gücünden etkilenmeyen çok az endüstri olacaktır.

Gelecekte bu teknolojiyi ne kadar ileriye taşımayı planıyorsunuz?

Bir şeyleri yapmadan bilmek şimdilik imkansız. Özellikle de elinizde böyle bir teknoloji varsa. Sürekli yeni bir araştırmacı ya da yeni endüstrilerden ortaklarla karşılaşıyoruz ve hepsinin de teknolojimizi uygulayabilecekleri inanılmaz fikirleri var. Biz bir teknoloji platformu sağlıyoruz ve kendi ürünlerinin uzmanları olan ortak firmalarla çalışıyoruz. Örneğin, oyuncakta Mattel, tüketici elektroniğinde Toshiba, oyun sektöründe Square Enix gibi.

NeuroSky’da hangi disiplinlerden insanlar çalışıyor?

Mühendisler, araştırmacılar, pazarlamacılar ve satışçılar. Daha çok mühendislik odaklı bir şirketiz.

NeuroSky’ın ve sinirbilim pazarının zorlukları nelerdir?

Bizim için en büyük zorluk, sensörlere jel sürmeden, kuru bir şekilde kullanabilmeyi çözmeye çalışmak oldu. Ayrıca beyindeki gürültüyü filtreleyip temiz bir veriye ulaşmak da işin en büyük zorluklarından. Tabi bir de, yalnızca uzmanların değil, herkesin bu teknolojiyi kullanabileceği bir algoritma yaratmaya çalıştık. Gelecekte karşılaşabileceğimiz zorluklar, sinirbilim geçmişi olmayan ürün geliştiricilere çok daha fazla imkan tanıyan algoritmalar eklemek olabilir. Cihaz üzerindeki alıcıları daha kusursuz hale getirmek ve kullanıcı dostu ama çoklu alıcılara sahip bir ürüne dönüştürmeye çalışmak da olabilir. Şimdilik çok hızlı ve iyi ilerliyoruz ve gelecek sene bu yenilikleri duyurmayı planlıyoruz. Çok uçlarda bir teknoloji olduğu için, insanların tam olarak anlaması zor oluyor. İnsanlar daha çok dijital cihazlarla haşır neşir olmuşlar ve beyin bu anlamda analog kalıyor. Örneğin, Matter Mindflex’i ilk piyasaya sürdüğümüzde, insanlar cihazın beyin dalgalarını okuduğuna bir türlü inanmak istemediler. Çünkü onlar için böyle bir şey neredeyse imkansız, hatta fikri bile büyü gibi görünüyor. Fakat ürün yaygınlaşmaya başladıkça, herkes deneme şansına erişti ve böyle bir şeyin imkanlı olduğuna ikna olmaya başladı. Bizim için teknolojimizin kapasitelerini ve limitlerini görebilmek için iletişim kurmak çok önemli, ki böylece ileriye gitmek için anlamlı adımlar atabilelim.